Kayıtlar

yakıştırdım

gecenin alnına sıkılan bir kurşunum sıkıntıdan patlayan silahın tetiğinin çekilmesine gerek yok süratle ilerliyorum karanlığa siyahtan daha kara bir yerdeyim çok yakınım anlamaya gerçi, beni tutup çekeceklermiş gibi bir ışık geliyor hafiften obeziteyle savaşıyor bir kelebek akılalmaz değil mi? yakıştıramadınız.  ben size yakıştırdım. biz böyle insanlarız...

bir adam varmış

yalnız bir adam varmış, her akşam yarasını sararmış, kimseler bilmezmiş sonunu, yalnızlık bile terk etmiş onu. doyamazmış gökyüzüne bakmaya dayanamazmış merdiven çıkmaya ama açarmış çiçekler o gelince eğilirmiş periler onu görünce bitermiş çileler o isteyince korkular korkarmış korkmaktan insanlar korkmazmış sormaktan nefesler alınırmış, kararlar verilirmiş filozoflar onu görünce delirirmiş bir varmış, bir yokmuş,  develer tellal iken pireler berber iken insanlar birbirini severken bu yalnız adam ordaymış, dünyanın sonu gelirken...

ben, sen

uykumda bir şeyler söyledim biliyorum, beni dinledin ruhuma sahip çıkıyor bir kıskaç aklım, oldukça kaçmaya muhtaç benden bana gelsin sıradaki şarkı hatırla kalbim, içinde dinmeyen aşkı çünkü, çünküsü yok mevsimlerden birinde yaşardın birinde ıslandın, birinde yandın kırlangıçlara baktın, bir sigara yaktın başlangıçlara imrendin, ayağa kalktın sen bitmeyen bir umudun sönmeyen ateşi sen bu dünyanın tek güneşi....

sonradan

  bi sokak, bi kedi, bi adam bi de kadın ekleniyor sonradan saçlarında hissettiğim hüzün bu yüzdendir bulutlu gökyüzüm rüyalarında son kez beni düşle akılsız, acemi, saçma bir gülüşle seni yıldızlarda beklermişim her zaman ısıtmıyor ki güneşim içimdeki acı ne içsem dinmiyor çünkü ruhum, sensizliği bilmiyor yine de sen sus sakın konuşma hapsettim kendimi gözlerine, beni suçla benliğim, armağan kalbine hoş geldin anlamsızlığın en büyük harbine.

bir kalemin

  bu bir kalemin çilesidir tükenmiş kalemin son resmidir elden ele gezmekten bıkmış sıkıca tutulduğunda işe yarayan sonrasında bir kenara atılan sürekli yontulan, bir işe yaramak için can atan fakat yontuldukça tükenen bir kalem sürekli kullanılan, hiç umursanmayan herkesin dokunduğu, kimsenin anlamadığı bazen çizen koskoca bir dağı bazen yerle bir eden onlarca bağı ifade eden her zaman solu ve sağı oysaki edebiyatın en güzel çağı düşünün ve öğrenin bu hayatın kaleme en büyük haksızlığı!

saçma şiir

  nasıl korkar insan bir sorudan, yılmış, bıkmış, yaşamaktan alışılmış hayatı, korkmuş sorulardan, kaçmış açmış kendi ruhunu, varlığını düşünmekten aşmış kendini ve yokluğunu düşünmeye başlamış bir sonraki adım neymiş yok efendim hayatın amacı hatırlar belki yaşanmışlıkları kararlar gösterir yanlışları en büyük yalanlar, onların alkışları inanma, göz ardı etme küçük haykırışları içine akar onların gözyaşları bu saçma dizeler birleşip olduysa şiir hayatın en cesurunu önüme getir, getir ki alayım yaşama hevesini hissetireyim boşa aldığını, nefesini göstereyim etrafını çeviren kafesini öğreteyim duymasını çaresizliğin sesini bitireyim bu saçma şiirin çilesini

yalnız ölme en azından

yalnızlık, müzik dahi olmadan ruhunun kabına hava dahi dolmadan çiçeğim, sevmiyorlar beni solmadan durmadan esiyor rüzgar, hoş devriliyorum usulca, artık koş bana dayanamıyorum kötülerden kaçmaya oksijen yetmiyor nefesler almama ramak kaldı yedi tahta arasına ramak kaldı karanlık ruhların hatırasına delilerin yasına, adamın hasına hasret kaldım güzel insanlar dünyasına başlarım ütopyasına, rüyasına gülümse, korkakların dikil karşısına ve korkutmadan anlat onlara koy onları hayatının ortasına koy ki cesurca yaşa hayatını yalnız ölme en azından  yalansız yaşayamasan da yalnız ölme en azından...