Kayıtlar

gezinti

kızılay sokaklarında yürüdüm öylece herkesten uzaklaşmak için fakat bir tanıdık yüz de görmek umuduyla kaldırımlarda sokak acıları benim evcil duygularım bir kez olsun durmadım hava pek açıktı, çok soğuk kokuları sizin bildiğiniz gibi ayırt edemedim kötü kokuları aldım yalnızca kafatasım içe doğru erimeye başladı öfkeden kudurdum, kudurdukça yürüdüm bir kez olsun durmadım içimdekileri durdurmak için durmadım nefesim kesildi bir ara yine durmadım biri yardım etmeye kalkar diye korktum kimseye söyleyemezdim bu benim sorunum, bu benim hatam bu benim akılsızlığım yalnızca kötü bir insan sarrafıyım insanlığın saf tarafıyım bir kedi gördüm, tavuk gibi oturan onun rahatlığını aldım üstüme sıkıca sarıldım, her tarafımı örttüm bağırmadım, ağlamadım, kimseyi kırmadım tükenmedim, bitmedim, sürüklenmedim çalıştım, didindim, alıştım ankara sokaklarına karıştım onun gibi siyah beyaz,  onun gibi yokuş oldu içim, sonunda kendimle barıştım evime döndüm.

ruhu şad olsun

gençliğim zehir gibi vücudum içeriden erimiş duygularım tüketmiş kendini umutlarım bitmiş silmiş hatıralarım kendilerini hafızamdan odamın camından dumanla çıkmış kinim, öfkem, sinirim, şüphem dualar yüksek sesle okunmuş içimde sıradaki sela benden herkese gelsin keza ölmüş içimdeki çocuk güvenmekmiş onun ilacı  aldatılmış, bırakmış güvenmeyi o yüzden reçeteye uymadığından, sonu gelmiş ölmüş içimdeki çocuk, ruhu şad olsun
  peynir kokusu alıyorum kolaçan etmem gerek dört bir yanımı bir şekilde kıstırıcam kuyruğumu alacak bir tuzak canımı biliyorum ama yerimde duramıyorum sıkıldım yaşamaktan karanlıklarda aydınlığa çıkmak istiyorum biri üstüme basacak tam da yaşamaya başladığımda özgürce koştuğumda sokaklarda gönlümce bir taş ezecek beni biliyorum yine de koşacağım bir gün yiyeceğim o peyniri ölüm pahasına istemiyorum, sakın hiçbir kedi gelmesin yasıma sizce yalnız ölmekten daha mı güzel tutsak yaşamak?

durdum

  durdum her şey ilerledi zamanda uçtu kuşların kanatlarında kelebekler insanlar beni görmeden geçti yanımdan içildi sigaralar, yendi yemekler baktı ufak bir kız çocuğu gözlerime gülümsedi, el salladı, çağırdı beni durmayı bıraktım heyecan indi dizlerime yalnız bir kız çocuğu farketti beni yürüdüm, hızlandım, koşmaya başladım zamanı kovalamaya çalıştım uzun zaman oldu, alıştım meğer çocukmuşum, küçücükmüşüm ufacık gözleriyle anca o görmüş beni meğer yanılmışım, yalanlarla sarılmışım yalan bilmemiş biri gülmüş bana meğer bitmişim, tükenmişim yeni başlamış biri çağırmış beni...

yakıştırdım

gecenin alnına sıkılan bir kurşunum sıkıntıdan patlayan silahın tetiğinin çekilmesine gerek yok süratle ilerliyorum karanlığa siyahtan daha kara bir yerdeyim çok yakınım anlamaya gerçi, beni tutup çekeceklermiş gibi bir ışık geliyor hafiften obeziteyle savaşıyor bir kelebek akılalmaz değil mi? yakıştıramadınız.  ben size yakıştırdım. biz böyle insanlarız...

bir adam varmış

yalnız bir adam varmış, her akşam yarasını sararmış, kimseler bilmezmiş sonunu, yalnızlık bile terk etmiş onu. doyamazmış gökyüzüne bakmaya dayanamazmış merdiven çıkmaya ama açarmış çiçekler o gelince eğilirmiş periler onu görünce bitermiş çileler o isteyince korkular korkarmış korkmaktan insanlar korkmazmış sormaktan nefesler alınırmış, kararlar verilirmiş filozoflar onu görünce delirirmiş bir varmış, bir yokmuş,  develer tellal iken pireler berber iken insanlar birbirini severken bu yalnız adam ordaymış, dünyanın sonu gelirken...

ben, sen

uykumda bir şeyler söyledim biliyorum, beni dinledin ruhuma sahip çıkıyor bir kıskaç aklım, oldukça kaçmaya muhtaç benden bana gelsin sıradaki şarkı hatırla kalbim, içinde dinmeyen aşkı çünkü, çünküsü yok mevsimlerden birinde yaşardın birinde ıslandın, birinde yandın kırlangıçlara baktın, bir sigara yaktın başlangıçlara imrendin, ayağa kalktın sen bitmeyen bir umudun sönmeyen ateşi sen bu dünyanın tek güneşi....