Kayıtlar

sıkışmışlık

 boğazıma dayanmış bir bıçak, dilimi mandallamışlar. en arkada kalmışım, beni hep sollamışlar. gözlerimde demirden kamışlar, üstümde kıskıs gülerek zıplayan camışlar. ellerimde plastik kelepçe, kulaklarımı tıkamışlar. ayaklarım çivilenmiş yere, kalbime saplanmış kılıçlar. önüm arkam dolu, beni sıkıştırmışlar.   sesimi çıkarsam, nefes alamam. karşılık versem, bir işe yaramam. gözlerim açık ama kapayamam. dik durayım desem, yükten kalkamam. denesem, zulmü bile alkışlayamam. göremem, hissedemem, bağırsalar duyamam. gidemem bu diyardan, yolumu bulamam. kalbim cevap verse, sorular soramam. önüm arkam dolu, beni sıkıştırmışlar.   boynumdan aşağı süzülüyor kanlar. içimde yeminler geleceğini bekleyen intikamlar. mazi de kayıp, az ileride kazanacağımız anlar. gözlerimden yaşlar damlar. yalnız palyaçolar anlar. kader mahkumlarının üzerindeki zanlar, uyku tutmuyor ağırmadan tanlar. ayakta kalanı anlamıyor yatanlar. ihaneti bilmiyor aslında satanlar. önüm arkam dolu, beni s...

insanoğlu çiğ süt emmiş mi harbi?

 insan yaşadığı rüyanın büyüsüne kapılıp yarını düşünmeden yaşarken, nefes aldırmaz gururuna. doldurur heybesini yağlı ballı iltifatlarla, etrafını donatır şatafatla. hele gerçekle rüyayı ayırt edemediği noktada, yani bu gücün karakterinden değil de, şansın bir hediyesi olduğunu anlamadığı o anda ilk hatayı yapar. gayretin her zaman sonuç doğurmadığını, nasibin varlığı söz konusu olunca duyulan şüphelerin ortadan kalktığını o anda anlarız. anlam karmaşaları içinde kaybolan, lüksü kaldıramayan, adeti ve adaleti bilen ama bildiğini unutan insanın ikinci hatası dün sahip olmadıklarını kaybetmemek için mücadele etmektir. bir bedendir sahip olduğunu sandığın, o da ait değil sana, yalnızca emanet. elinde gücün olması zannımca önemli değildir. para gücü temsil edebilir ama kazanç değildir. kazanç bir fakirin kaldırımda komşularıyla çekirdek çitlerken ettiği muhabbetten aldığı keyiftir. zengin bir adamın eyfel kulesinin karşısında içtiği şaraptan aldığı keyiftir. çekirdek çitlemek veya eyf...

bataklık.

Komşusu, annesine seslendi. Çocuğu yollamasını, bakkala göndereceğini söyledi. Çocuk mahalle kültürüne haizdi. Bilirdi ki kimin sigara, ekmek, tuz ihtiyacı var çocuklar gider bakkaldan alırdı. Zaten köydeydi. Komşusu memur emeklisiydi. Sürekli çocuğu bakkala yollayıp, paranın üstünü de çocuğa bırakırdı. Normalde verilenden fazla harçlık eline geçerdi çocuğun. Ayakkabılarını giydi, deterjan almak için yola koyuldu. Köyün üç tarafı dağlarla çevriliydi, yeşildi. Çimenler yerine göre uzun yerine göre kısaydı. Yalnızca evlerinin karşısındaki dağ kayalıklarla doluydu. En tepesinde de yaz kış farketmeksizin erimeyen karlı kayalıklar bulunurdu. Çocuğun üzerinde dizine kadar uzanan bir mont vardı. Bakkal yakındı ancak çocuk evlerinin arkasında alabildiğine yeşil olan alandan ilerledi. Hava dumanlıydı. Öyle yürürken bakkala doğru, bir adımı çamura denk geldi. Onun yanına diğer ayağını attığında bataklık olduğunu anlamıştı. İleriye doğru atıldı hızlıca, bu kez dizine kadar batmıştı. Dumandan etra...

ağrılar

baş, mide, göz ağrıları vücüdumun her yerinde hissedilen çaresizlik ağrıları eski dostları hatırladığımda artan, kalp ağrıları. sevdalıklarım, fedakarlıklarım, pişmanlıklarım, güzel yüzlü sevgililerim, birden nükseden,  yürek ağrıları. bir kuş imiş hayat, uçuvermiş gücü yettiğince, gelmiş konmuş ruhumun ucuna, beslemişim onu, esmişim, gürlemişim, sevmişim, sevilmişim, benmişim beni efkar bulutlarında arayan, benmişim yaralarımı kaşıyıp kanatan, benmişim sokaklarda anama oğlunu aratan, benmişim her düzlükte kaoslar yaratan. saçlarımın arasında ellerim, omuzumun üstünde bir peri, bana her zaman yol gösterir, kimi doğru, kimi yanlış, her yolda bir arayış, her yolda kopar kayış. peki ya ben miyim bu çağın tek düşünürü, basit hesaplarım, hüsnü kuruntularım, benden size tek bir öğüt, çocuklarım; zor değil yaşamak insanca, sistem, her dürüste atsa da kanca, vazgeçme, seni düşürürler anca, kalkarsın daha güçlü, kalkarsın daha bir inançla... şimdi selam götür benden tüm inananlara, varoluşu...

değişti.

eskiden kağıt kalem kullanırdım, değişti, ellerimin altında klavye var artık. eskiden çok severdim, değişti, hiçbir şey kalmadı artık. eskiden çok gülerdim, değişti, oldukça öfkeliyim artık. eskiden içmezdim, değişti, kanımdaki oran, fazladır içtiklerinizden. eskiden çok takardım, değişti, yoluma devam ediyorum artık. eskiden koşardım sabahları, değişti, çıkamıyorum yataktan artık. eskiden hedeflerim vardı, değişti, ne giydiğim bile umurum değil artık. eskiden efkar bile anlamlıydı, değişti, o da sıkıntı değil bana artık. eskiden çok soru çözerdim, değişti, herhangi bir şıkkı işaretleyip geçiyorum artık. eskiden olsa bu şiiri uzatırdım, değişti...

bu şiir sokakta yazıldı

sevenler, sayanlar, beni dost bilenler değer verenler büyük abiler güzel kızlar kardeşler, ahbaplar sesiniz geliyor arkamdan, birileri var arkamda. halimi hatrımı soranlar, benim dertlerimle yorulanlar, benimle bozulup, benimle kurulanlar, akrabalar, hısımlar sesiniz geliyor arkamdan, birileri var arkamda. bir sokak tabelası altında bu şiiri yazıyorum, gerçekten ses geliyor arkamdan, doğruluyorum, dönüyorum arkaya, meğer yanlış duymuşum, burası bir istasyon benim gördüklerim yalnızca halüsilasyonmuş. sanmışım ki beni sevenler yanımdadır, yanılmışım sanmışım ki dostlar, ahbaplar yeter, yanılmışım sanmışım ki hep umut var, yanılmışım sanmışım ki ben benmişim, yanılmışım. ne kadar atsam da çığlık beni duymaz bu şehir. nasıl yapsam da alsam gönlünüzü nasıl etsem de dinletsem kendimi. hepinizin kötü olmasına imkan yok, kesin yine ben hata yapmışımdır.

aşk yazısı gibi görünen bir yazı.

sakin kalman şartıyla sevebilirim seni. şımarmaman kaidesiyle. çünkü kara kaşına kara gözüne sevmiyorum. hoşuma gidiyosun. durum benle alakalı yani, senlik değil. tuhaf tuhaf şekiller alacaksan hiç girmeyelim bu topa. zaten tonla sıkıntı bulutu dolanıyor gökyüzünde. hatta evimde de dolanıyo bazı bulutlar. bu bulutların altında bi de sen gölge yapma. ya güneş gibi doğ hayatıma, ki çok hoş olur, ya da sal beni. üzülmüyorum çünkü. hoş sevinmiyorum da. şöyle uzun zamandır sevindiğimi falan hatırlamıyorum, söyleyeyim. sonra beni anlamadığını söyleyip ilişkiyi bulanıklaştırma. ben de anlamıyorum kendimi. farkettiysen bu bi aşk yazısı değil. maksadım, bilinmiyor. sevinmememin sebebi de hayatımın efkar dolu olması değil, gayet keyifli yaşıyorum aslında, mutlu da diyebilirsin bana. ama ben diyemem. yalandan gülmeye alıştım. artık yalandan üzülüyorum. içim yalan dışım dolan oldu artık. bu bana etik açıdan bi eksiklik verebilir mi? verirse versin, çokta sikimde. pardon, küfür ettim. daha iyi tanı...